1 Poşet İnsan
Poşet ve insan? Evet, tam olarak öyle…
Nelere tanık olduk ve
oluyoruz… Bu bir kınama, suçlama veya bir vicdan rahatlatma değil, şahsî olarak
tarihe bir not düşme; insanî, imanî, vicdanî bir muhasebe ve sorgulama teşebbüsü.
Her insan yaşadığı, ömrünü tükettiği dönemin şahididir. Yaş ve yaşantı itibarıyla
insanlara hayatî nasihatlerde bulunacak tecrübeye sahip değilim fakat ahir
zamanın müslüman genç bir ferdi ve bu manada yaşadığı çağın şahidi olarak
söyleyebilirim ki; kolaylıkla sineye çekilmeyecek, unutulmayacak, kabul edilmeyecek
şeylere -ne yazık ki- şahit oluyoruz.
Evet, belki dünya birçok
zulme, soykırıma, vahşete ev sahipliği yaptı fakat Allahuâlem seyircisi bu kadar
çok olan zulüm hiç yaşanmamıştı. Seyirci ifadesi rahatsız edici değil mi? Buna
vicdanen rahat hissedebilmek adına başka bir isim de verebiliriz. Neticede bugün
şahit olduklarımız mel’unlara nefreti diri tutmak ile yaşadığımız hayattan
nefret etmek arasında arafta kalmaktan ne kadar öteye gidebiliyor? Bulunduğumuz
durumda -gönüllü ya da gönülsüz- seyirciden başka bir şey olmadığımızı rahatlıkla
söyleyebiliyor muyuz?
Müslim’de okuduğumuz bir
hadis-i şerifte “Mazlumun bedduasından sakın çünkü onunla Allah arasında perde
yoktur” buyuruluyor. Nice vakittir dünyanın dört bir yanında mazlum müslümanların
ve bugünlerde Filistinlilerin buruk bir şekilde “sizden umutluyduk, sizi
Allah’a şikâyet edeceğiz” dediklerine şahit oluyoruz. Allah’tan korkan için
sadece bu bile uykuları kaçırmaya, maddi ve manevi elden gelen ne varsa
seferber etmeye yetmeli değil miydi? Gerek bir vesile muhtelif yerlere iltica
eden mazlumların, gerekse aramıza çizilen sınırların öte tarafındaki
kardeşlerimizin ahûzar edip ahirette bizden şikâyetçi olmalarına karşı bir savunmamız,
mazeretimiz var mı? Yahut hayatımızın bir bölümünde ah eden bu insanlarla
benzer duruma düşmeyeceğimize dair güveni nereden bulabiliyoruz? Kim veya ne
verebiliyor bize bu güveni?
“İman ettik” demekle,
bizden öncekiler ve sürekli şahit olduğumuz mazlumlar gibi imtihana tabi
tutulmadan arzuladığımız cennete gidebileceğimizi mi düşünüyoruz? Varlığı kimi
zaman bizleri düşündüren İslam âleminin otorite ve yetki sahiplerinin zulmü
fiilen durdurmaya tenezzül etmemesi bizim için Allah katında geçerli bir
mazeret olacak mı? Bunu bize kim garanti ediyor?
İman etmekle neyi taahhüt
ettiğimizin, nasıl bir sorumluluk yüklendiğimizin bilincinde miyiz? Bizi
inanmayanlardan ayıran, ahir zamanda müslüman olmanın alametifarikası nedir?
İtikadî, amelî ve içtimaî manada inanmayanlardan ayırt edilemiyorsak biz kimiz
ve nereye doğru gidiyoruz? İman etmenin ve imanda sebat göstermenin bizim için
neye mâl olacağı hakkında bir fikrimiz var mı? Bunun gerçekten bir bedeli yoksa
Gazze şu an tam olarak neyin bedelini ödüyor? Gazzeliler bu bedele karşılık
cenneti kazanmayı umuyorsa biz tam olarak neye üzülüyoruz? Caddelerde,
sokaklarda biiznillah ruhunu cennet karşılığında teslim etmiş fakat defnedecek
bir yakını dahi kalmadığı için kargaların, kedilerin cesedine dadandığı, evladından,
eşinden, ana babasından veya hısım akrabasından geriye kalanları defnetmek
üzere bir poşette toplamak… Neyin bedeli bu? Evet, 1 poşet insandan
bahsediyorum…
Bazen yaşanan bazı
olayların, söylenen bazı sözlerin üzerine kelam etmeye gerek yoktur artık. Yine
de insan sormak istiyor; “Daha ne yaşayabiliriz, ne yaşamamız gerekiyor ve gerçekten
bir şeyler bizi kendimize getirebilir mi? Bizi uyandırabilecek bir şey var mı,
kaldı mı gerçekten? Durumumuzun kitabımızda ayetlerce, sayfalarca anlatılan
İsrailoğulları’nın durumuyla olan çarpıcı benzerlikleri bizi bir şeyleri ciddi
manada düşünmeye sevk etmeli değil mi?”
Yaşadığımız hiçbir şey
sebepsiz ve boşuna değil. Düze çıkmanın ve işleri tersine çevirmenin yolu/yöntemi
bir sır olmamakla birlikte basit ve çabuk da değil. Belki bizim şahitlik
dönemimizde “insanlar arasında dönüp duran o günlerin” bizden tarafta olduğunu
göremeyeceğiz ama sorumlu olduğumuz şey bunu başarmaktan ziyade bu uğurda
terlemek ve gayret sarf etmektir. Allah Teâlâ istikametten ayırmasın,
ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın, gayretimizi artırsın, gayretleri daim
eylesin ve tekmil şuurlu bir ümmet olmaya vesile kılsın. Âmin.
Yorumlar
Yorum Gönder